Mikrobiyoloji

1. Giriş

2. Mikrobiyolojinin tarihçesi ve kapsamı

2.1. Tarihçe

2.2. Kapsam ve adlandırma

1. GİRİŞ

Mikrobiyoloji sözcüğü mikros, bios ve logos kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Yunanca’da
mikros küçük, bios yaşam, logos bilim anlamına gelmektedir. Mikrobiyoloji, birçoğu ancak mikroskopta
görülebilen küçük canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Mikroorganizmalar deri, boğaz, burun, barsak gibi
vücudumuzun çeşitli bölgelerinde yer alabildiği gibi, teneffüs ettiğimiz hava, çevremizdeki eşyalar toprak ve su
gibi dış ortamlarda da bulunabilirler. Mikrobiyoloji, mikroorganizmaların özelliklerini, yüksek canlılarla ve
birbirleriyle ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.

Mikrobiyoloji geniş kapsamlı bir bilim dalı olup, birçok dallara ayrılır. Bunların başlıcaları tıbbi mikrobiyoloji,
toprak, tarım, su mikrobiyolojisi, endüstriyel mikrobiyoloji ve uzay mikrobiyolojisidir. Derslerimizde, genel
mikrobiyoloji konuları ağırlıklı olarak işlenecektir. Tıbbi mikrobiyoloji birçok alt bilim dallarını kapsamaktadır.
Başlıcaları, genel mikrobiyoloji, bakteriyoloji, immunoloji, viroloji, parazitoloji ve mikoloji olup, her biri ayrı
bilim dallarını oluşturmaktadır. Biz derslerimizi ilk üç konuya ağırlık vererek işleyeceğiz.

2. MİKROBİYOLOJİNİN TARİHÇESİ VE KAPSAMI

2.1. Tarihçe

Mikrobik hastalıklar eski uygarlık dönemlerinde insanların ilgisini çekmiştir. Eski Mısırlılar leprayı, trahomu,
dizanteriyi, bel soğukluğunu, Eski Çinliler çiçeği, Hintliler kolerayı tanıyorlardı. Üç bin yıl önce Filistinliler
vebayı ve bu hastalığın farelerle ilişkili olduğunu biliyorlardı. Milattan önce 460 yılında İstanköy’de doğan
Hipokrat, kendi adını taşıyan eserinde bulaşıcı hastalıklara yer vermiştir. Daha sonra Bergamalı Galen, sıtma
nöbetlerinden söz etmiştir. Zekeria el Razi (M.S.900), yazdığı eserlerinde çicek ve kızamık hastalıklarından
bahsetmiş ve bulaşıcı hastalıkları fermantasyona benzetmiştir. Milattan sonra 980-1038 yılları arasında yaşamış İbni Sina, hastalıkları gözle görülemeyecek kadar küçük bazı etkenlerin yaptığına inanmış ve korunmada temizliği esas kabul etmiştir.1546’da Venedikli hekim ve şair Fracastro yayınladığı eserinde hastalık etkenlerinin hasta insanların vücudunda çoğalabildiğini ve sağlam insanlara direkt, hava ve eşya yoluyla bulaşabildiklerini belirtmiştir.

Mikrobiyoloji tarihine kısaca göz atılırsa 1665 yılında Robert Hooke’un mikroskopla yaptığı incelemeleri
kapsayan Mikrographia adlı eseri, Hollandalı bir tüccar olan Antoni van Leeuwenhoek’un 1674’de tatlı suda
yaşayan mikroorganizmaların bazılarını, 1680’de maya mantarlarını ve kendi dışkısında Giardia intestinalis
olduğu kabul edilen protozoonları belirlemesi dikkati çeker.

1798’de Jenner inek çiçeğini insana bulaştırmak suretiyle çiçek hastalığına karşı koruyuculuk sağlayarak,
immunolojinin temelini atmıştır.

1820’de sıtma tedavisinde kinin uygulanmış, 1839’da Davies ilk defa yara dezenfeksiyonunda iyodu kullanmıştır.

1837’de Magendie, önceden yabancı serum injekte edilen köpeklerin, aynı serumun tekrar injeksiyonunda ağır ve hatta öldürücü olabilen şok geçirdiklerini gözlemlemiş, bu olay bağışıklık bilimindeki önemli bir konuya, anaflaktik reaksiyonların varlığına dikkati çekmiştir.

1854’de kolera etkeni, 1873’de Hansen tarafından lepra basili bulunmuştur.

1867’de modern anlamda antisepsinin temelleri atılmıştır. Bu tarihte Lister antiseptik cerrahi üzerine ilk yazısını Lancet dergisinde yayınlamıştır.

1879’da bel soğukluğu hastalığının etkeni olan gonokoklar, Neisser tarafından bulunmuş ve daha sonra Neisseria gonorrhoeae olarak adlandırılmıştır.

1882’de Koch, verem mikrobunu bulmuş, Ehrlich ise verem mikrobunun boyanma yöntemini tarif etmiştir.

1884 yılında fagositoz olayı tarif edilmiş, Gram kendi adıyla anılan Gram boyama metodunu tanımlamış, Pasteur

tarafından kuduz aşısı bulunmuş, bir yıl sonra da bu aşıyı insana uygulamıştır.

1887 ‘de Bruce malta ateşinin etkenini bulmuş, Petri kendi adıyla anılan ekim kutularını kullanmıştır.

1890’da Koch tüberkülini tarif etmiştir.

1900 yılında Landsteiner ABO kan grup sistemlerini bulmuştur.

1921 de Calmette ve Guérin 15 yıl süren çalışmaları neticesinde buldukları BCG aşısını dünyaya tanıtmışlardır.

1929 Fleming penisilini bulmuştur.

1931 yılında viruslar tavuk embriyosunda üretilmişlerdir.

1940 yılında elektron mikroskobu mikrobiyolojide kullanılmaya başlanmıştır.

1941’de anne ile baba arasındaki kan uyuşmazlığına neden olan Rh antikorları gösterilmiştir.

1944’de Streptomisin bulunmuş, 1952’de Histamin gösterilmiş, 1953 de ölü çocuk felci aşısı yapılmış, 1955’de canlı çocuk aşısı geliştirilmiştir.

1957’de interferon tarif edilmiş, 1965’de Hepatit B virusuna ait yüzeyel bir antijen olan “HBS (Hepatitis B
surface) Antijeni- o zamanki adıyla Avustralya (Au) antijeni – ” bulunmuştur.

1969’da immunoglobulin G’nin yapısı tanımlanmıştır.

1975’de monoklonal antikorlara ilişkin teknikler geliştirilmiştir ve birçok alanda güncelliğini sürdürmektedir.

1980’de AİDS ile ilgili ilk olgular bildirilmiş, tıp çevreleri ile tüm dünyada bu konu yıllarca süren ve süreceği
beklenen ilgi yoğunluğuna hedef olmuştur. Yine aynı yılda, doku ve organ transplantasyonlarında (organ
nakillerinde) araştırılması gereken doku uygunluk antijenleri (HLA) bulunmuştur.

2.2. Kapsam ve adlandırma

Mikroorganizmalar keşfedilmeden önce canlılar, bitki ve hayvanlar olmak üzere ikiye ayrılıyordu. 1866’da
Haeckel canlılar içerisinde üçüncü bir alem olan PROTİSTA’ların bulunduğunu bildirmiştir. Protistalar
içerisinde algler, protozoonlar, mantarlar ve bakteriler yer alırlar.

Protistalar, hücre yapılarına göre ikiye ayrılırlar. Bitki ve memeli hücresini andıran hücrelere ökaryotik hücre,
daha ilkel yapıdaki hücrelere ise prokaryotik hücre denir.

Hayvan Hücresi – Bitki Hücresi

Hücre çeşitleri

Hücre çeşitleri

Mikroorganizmaların Sınıflandırılması

  • Protistalar (Ökaryotik mikroorganizmalar)
  • Algler
  • Protozoonlar
  • Mantarlar
    Küfler
    Mayalar
  • Prokaryotlar
  • Arkhebakteriler (Archaebacteria)
  • Siyanobakteriler (Cyanobacteria)
  • Bakteriler
    Öbakteriler (Eusacteria)
    Spiroketler (Spirochaseta)
    Klamidyalar (Chlamydia)
    Riketsiyalar (Rickettsia)
    Mikoplazmalar (Mycoplasma)
Prokaryot Bakteri Yapısı

Bakteri Yapısı

Ökaryotik protistalara örnek olarak, protozoa ve mantarları, prokaryotlara örnek olarak, bakterileri verebiliriz.

Ökaryot ve prokaryot hücreler arasında bazı farklılıklar vardır:

  • Ökaryot hücrede gerçek çekirdek var, prokaryot hücrede yoktur.
  • Ökaryot hücrede nükleik asidler düz, prokaryot hücrede ise çembersel yapıdadır.
  • Ökaryot hücrede nükleik asid sentezi belirli bir dönemde iken prokaryot hücrede devamlıdır.
  • Ökaryot hücrede çekirdekçik var, prokaryot hücrede yoktur.
  • Her iki hücrede de ribozom vardır. Ancak ökaryot hücrede çökme hızı 80S, prokaryot hücrede 70S’dir.
  • Golgi ökaryot hücrede var, prokaryot hücrede yoktur.
  • Prokaryot hücre duvarında murein tabakası vardır.

Mikroorganizmaların üçüncü grubunu ise ökaryot ve prokaryot hücreli mikroorganizmalar dışında, hücre yapısı
göstermeyen ve tek başlarına metobolik aktiviteleri bulunmayan viruslar oluşturur. Virusların basitçe yapısında,
ortada bir nükleik asit (DNA veya RNA) ve onu çevreleyen bir protein kılıf bulunur.

Viruslara göre daha basit yapıda olan bitkilerde ve hayvanlarda hastalandırıcık özelliği gösterebilen, kılıf içermeyen ve kısa bir RNA molekülünden oluşmuş oluşumlar bulunur ve bunlar viroid olarak adlandırılır.

Son zamanlarda nükleik asit (DNA veya RNA) içermeyen ancak protein yapısında bazı oluşumların hastalık
etkeni olabileceği saptanmıştır. Bu oluşumlara prion adı verilir. Koyunlarda scrapie (kaşıntılı hastalık) prionların oluşturduğu hastalığa bir örnektir. İngiltere’de ortaya çıkan ve ineklerde görülen, aslında kuzulardan ineklere geçen BSE (Bovine Spongy Encephalitis) hastalığının nedeni bir priondur. Prion sert ve ısıya dayanıklıdır (130 °C 1 saat). Midede denature olmadan beyin ve omuriliğe geçer. Beyinde amiloid birikimi sonucu süngerleşme ve patolojik değişiklikler sonucu ‘deli dana’ olarak bilinen hastalık ortaya çıkmaktadır. Bakteriler daha sonraki ünitelerde kapsamlı bir biçimde ele alınacağından bu bölümde, diğer mikroorganizmalara kısaca yer verilecektir.

Tıbbi öneme sahip organizmaların karşılaştırılması

Tıbbi öneme sahip organizmaların karşılaştırılması

Diğer bağlantılar Biyoloji
Kategoriler : Mikrobiyoloji

Etiketler : , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Kullanıcı Adınız ya da Facebook ile Giriş Yapmak İçin Tıklayınız..