A. DOLAŞIM SİSTEMİ

Gelişmiş canlılarda hücrelerin gereksinim duydukları maddeleri hücreye taşıyan, hücrede oluşan artıkları hücreden uzaklaştırarak sabit bir iç çevrenin (homeostasi) devamlılığını sağlayan görevleri(taşıma) sistemi üstlenmiştir. Ayrıca vücut ısısını düzenler, hormonları hedef doku ve organlara taşır. Bir hücreli ve oldukça küçük çok hücreli canlılarda madde taşınması difüzyonla oluşur. Çok hücreli hayvanlarda sünger ve sölenterlerin hücreleri doğrudan çevre ile madde alış verişini gerçekleştirir. Bu nedenle özel bir dolaşım, solunum ve boşaltım sistemleri bulunmaz.

Omurgasızların çoğu ile omurgalıların hepsinde kalp damarlar ve taşıma sıvısından (kan) oluşan dolaşım sistemleri vardır. Hayvanlarda açık ve kapalı olmak üzere 2 çeşit dolaşım sistemi vardır.

1. AÇIK DOLAŞIM

Eklem bacaklılarda, çoğu yumuşakçalarda ve derisi dikenlilerde açık kan dolaşımı görülür. Bu dolaşımda bir yâda birkaç odacıklı kalp ile kısa atar ve toplardamarlar kan damarlardan oluşur. Kılcal damar bulunmaz. Vücut sıvısı (hemolenf) kalpten atardamarlara, ordanda sinüs adı verilen vücut boşluklarına geçer. Madde alış verişi burda olur. Sonra hemolenf toplardamarlara geçer. Açık dolaşım sistemi besin ve oksijene çok fazla ihtiyacı olmayan canlılarda görülür, taşıma hızı düşüktür.

2. KAPALI DOLAŞIM

Halkalı solucan, mürekkep balığı gibi bazı omurgasızlarda ve omurgalılarda kanın damar dışına çıkmadığı dolaşım sistemidir. Doku ile kan arasındaki madde alış verişi kılcal damarlarda gerçekleşir. Kanın dolaşımı hızlıdır. Halkalı solucanlarda biri sırtta ikisi karında olmak üzere 3 ana damar bulunur. Bu damarları birbirine bağlayan enine damarla aynı zamanda kalp görevini de görür. Enine damarlar kasılıp gevşeyerek kanın sırt damarlarından karın damarlarına geçmesini sağlar. Kan daha sonra kılcallara geçerek doku sıvısı ve kılcallar arasında madde alış verişi olur.

Kan sırt damarlarında arkadan öne doğru karın damarında ise önden arkaya doğru hareket eder.

Omurgalı Hayvanlarda Dolaşım

1. Balıklarda Dolaşım Sistemi

Kalp bir kulakçık ve bir karıncıktan oluşur. Toplardamarlarla kalbin kulakçığına gelen oksijence fakir kan, karıncığa geçer ve oksijence zenginleşmesi için solungaçlara gönderilir. Kan solungaçlardan kalbe gelmeden doğrudan vücuda gönderilir. Bu nedenle balıklarda küçük kan dolaşımı görülmez. Kalpte her zaman oksijence fakir kan bulunur.

2. Kurbağalarda Dolaşım Sistemi

Kalp iki kulakçık, bir karıncık olmak üzere üç odalıklıdır. Vücutta oksijence fakirleşen kan kalbin sağ kulakçığına akciğerlerde oksijence zenginleşen kan ise kalbin son kulakçığına gelir. Kulakçıklar kasıldığında her iki kan tek odacıklı karıncıkta karışır. Karışık kan, atardamarlarla hem vücuda hamda akciğerlere gönderilir. Vücutlarında karışık kan dolaşan canlıların vücut sıcaklığı sabit değildir. Bu canlılara soğukkanlı (değişken sıcaklıklı)canlılar denir.

3. Sürüngenlerde Dolaşım Sistemi

Sürüngenlerde kalp kurbağalarda olduğu gibi üç odacıklıdır. Ancak sürüngenlerin karıncıklarında yarım perde bulunur. Bu nedenle kan karıncıklarda kısmen karışır. Vücuda yine karışık kan gönderildiğinden sürüngenlerde soğukkanlı canlılardır. Sürüngenlerden timsahta kalbin karıncığındaki perde tamamlanmıştır, bu nedenle timsahta dört odacıklıdır. Ancak akciğer atardamar ile akciğer toplardamarı arasında panizza kanalı bulunur, kan burada karışır.

4. Kuş ve Memelilerde Dolaşım Sistemi

Kalpleri iki kulakçık, iki karıncık olmak üzere dört odacıklıdır. Akciğerlerle kalbe gelen oksijence zengin kan ile vücuttan kalbe gelen oksijence fakir kan birbirine karışmaz. Vücutta ayrı ayrı dolaşır. Kalpten vücuda oksijence zengin kan gönderildiğinden metabolizmalarında ürettikleri ısı sayesinde vücutlarını belirli bir sıcaklıkta tutabilirler. Bunlara sıcakkanlı (sabit sıcaklık)canlılar denir.

Kuş ve memelilerin kalplerindeki temel farklılık, memelilerde kalpten çıkan aort yayı sola dönerken, kuşlarda sağa döner.

B. İNSANDA DOLAŞIM SİSTEMİ

İnsanlarda dolaşım sistemi kalp, damarlar ve kandan oluşur.

1. KALP

Göğüs boşluğunda iki akciğer arasında hafif sola eğik olarak yerleşmiş bulunan ve kanı atardamara pompalayan organdır.

Kalp dıştan içe doğru üç tabakadan oluşur. Kalbin dış duvarında iki katlı zar olan perikart tabakası bulunur. Kalbi dış etkilerden korur ve daha iyi çalışmasını sağlar.

Ortak kısmında kaslı yapı olan miyokart tabakası bulunur. Kalp kası istemsiz çalışır. Miyokart, karıncıklarda kalın, kulakçıklarda incedir. En iç tabakasında endokart tabakası tek sıralı epitel dokudan oluşmuştur. Kalbi besleyen damarlara koroner damarlar denir.

Kalbin yapısı

Kalbin yapısı

Kalbin üst kısmında iki kulakçık (atrium), altta iki karıncık (ventrikül) bulunur. Kalbin kulakçıkları ile karıncıkları arasında kapakçıklar bulunur. Sağ kulakçıkta sağ karıncık arasında üçlü kapakçık (triküspit) sol kulakçık ve sol karıncıkarasında ise ikili kapakçık (biküspit, mitral) bulunur. Bu kapakçıklar, karıncıklar kasıldığında kapanır, kulakçıklar kasıldığında açılır. Kalpten çıkan atardamarların kalpten çıkış noktalarında ise yarım ay şeklinde kapakçıklar vardır. Karıncıklardan pompalanan kanın geri akmasını önler.

Kalbin çalışması, kulakçık ve karıncıkların kasılıp gevşemesi ile gerçekleşir. Kalbin kasılmasına sistol, gevşemesine diastol denir. Kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken de kulakçıklar gevşer.

Kalbin kasılma ve gevşemesinin atardamarda hissedilmesine nabız denir. Karıcıkların kasılması (sistol) sırasında, kanın atardamar çeperine uyguladığı basınç büyük tansiyon, karıncıkların gevşemesi sırasında kanın yaptığı basınca ise küçük tansiyon denir. Ortalama olarak büyük tansiyon 120 mm Hg, kütle 80 mm Hg normal kabul edilir.

Kalbin ritmik çalışması otonom sinirlerle kontrol edilir. Kalp atışı kalbin sağ kulakçığının duvarında bulunan sinoatrial (SA) düğümünün uyarılması ile başlar ve bir kasılma dalgası halinde iki kulakçığa yayılır, kulakçıklar kasılır. Buradan yayılan uyartı kulakçıklarda karıncıklar arasında bulunan atriyoventrikuler (AV) düğümüne ulaşır. AV düğümünden çıkan özelleşmiş kas telcikleri his demetleridir. His demetleri karıncıkların duvarında bulunan purkinje liflerini oluşturur. Purkinje liflerine ulaşan uyartı ile karıncıklar kasılır.

Kalbin çalışması kendi tarafından başlatılır; fakat pompaladığı kanın miktarını ve atım sayısını kandaki karbondioksit yoğunluğu, yüksek ısı, sempatik sinirler, adrenalin be tiroksin hormonu, nikotin ve kafein gibi kimyasal maddeler hızlandırır, parasempatik sinirler ve asetilkolin hormonu ise yavaşlatır.

2. KAN DAMARLARI

Damarlar kanın taşıdığı kanal sistemidir. Yapı görevlerine göre üç çeşittir.

Damarların Yapısı

1. Atar Damar

İç gömlek: Tek katlı yassı epitel

Orta gömlek: Halka ve uzunlamasına yerleşmiş kas dokusu.

Dış gömlek: Bağ dokusu

2. Toplar Damar

İç gömlek: Tek katlı yassı epitel.

Orta gömlek: Halka ve uzunlamasına yerleşmiş kas dokusu.

Dış gömlek: Bağ dokusu

3. Kılcal Damar: Tek katlı yassı epitel dokudan oluşmuştur.

Kan damarların yapısı

Kan damarların yapısı

1. Atar damarlar (Arter)

Atardamarlar kalpten organlara kan iletir. Bu damarlar üç tabakadan oluşur. En dışta lifli bağ doku, ortada elastik lifler içeren düz kaslar, en içte ise tek sıralı yassı epitel (endotel) dokusu bulunur. Akciğer atardamarı hariç atardamarların tümü oksijence zengin kan taşır. Atardamarlarda kan basıncı yüksek, kanın akış hızı fazladır.

2. Toplardamarlar (Ven)

Organdaki kanı kalbin kulakçıklarına getiren damarlardır. Atardamar yapısındadır. Atardamarlardan farkı dış tabakada bağ doku lifleri azdır, orta tabakada kas doku incedir, elastik lifler bulunmaz. Akciğer toplardamarı hariç tüm toplardamarlar oksijence fakir kan taşır. Toplardamarlarda kan basıncı düşüktür, kan akış hızı atardamara göre yavaştır.

Toplardamarlarda kanın hareketini etkileyen faktörler:

  • Toplardamarları saran iskelet kaslarının yaptığı basınç
  • Soluk alma sırasında göğüs boşluğundaki basıncın azalması
  • Kalp kulakçıklarının gevşemesiyle oluşan emme basıncı
  • Damarların yapısındaki kaslar
  • Vücudun kalbe göre alt kısımlarındaki toplardamarlarda kavle doğru açılan tek yönlü kapakçıktır. Bu kapakçıkların bozulması ve toplardamar duvarının genişlemesi varis hastalığına neden olur.
  • Kalbin üstündeki toplardamarlarda, kanın kalbe doğru akışında yerçekimi etkisi

3. Kılcal damarlar

Atardamarlar ve toplardamarlar arasında yer alan yalnız endotelden oluşan damarlardır. Kılcal damarlar kan ile hücreler arasında madde alış verişinin gerçekleşmesini sağlayan çok ince çeperli damarlardır. Kılcal damarlarda kanın akış hızı yavaştır.

Damarlarda kan basıncı ve kan akış hız grafiği

Damarlarda kan basıncı ve kan akış hız grafiği

3. KAN DOLAŞIMI

Kanın vücuttaki dolaşımı büyük ve küçük kan dolaşımı olmak üzere iki şekilde gerçekleşir.

Küçük Kan Dolaşımı: Kalbin sağ karıncığından çıkan oksijence fakir kan, akciğer atardamarı ile akciğerlere gidip oksijence zenginleştikten sonra akciğer toplardamarıyla kalbin sol kulakçığına gelir. Küçük dolaşımına akciğer dolaşımı da denir.

Büyük Kan Dolaşımı: Kalbin sol kulakçığına gelen oksijence zengin kan sol karıncığa geçer. Sol karıncıktaki kanın aort atardamarı ile kalpten çıkıp, akciğer dışındaki tüm vücudu dolaştıktan sonra, oksijence fakirleşerek ana toplardamarlar ile kalbin sağ kulakçığına döner.

Büyük Küçük Kan Dolaşımı

Büyük Küçük Kan Dolaşımı

4. KANIN GÖREVLERİ VE YAPISI

Kan dokusu, kan hücreleri ve hücreler arası maddelerden (plazma) oluşur.

Kan dokusunun görevleri şunlardır:

  • Besin ve oksijeni doku hücrelerine taşırken, hücrelerde metabolizma sonucu oluşan karbon dioksit, amonyak ve üre gibi atıkları solunum ve boşaltım organları taşır.
  • Hormonları, hedef doku ve organları taşır.
  • Vücudun Ph, su ve sıcaklığını düzenler.
  • Vücuda giren yabancı maddeleri etkisiz hale getirir.
  • Yaralanma durumunda pıhtılaşma sağlar.

Yetişkin bir insanda ortalama 4-5 litre kan bulunur. Kanın %55 plazma, %45’i kan hücreleridir.

A-PLAZMA

Plazmanın %90’ı sudur. Su madde taşınmasında etkilidir. Plazmanın %7’si kan proteini (albumin, globülin, fibrinojen), geri kalan kısmı ise besinler, hormon, üre, ürik asit gibi organik maddeler ile sodyum, kalsiyum, bikarbonat gibi iyonlardan oluşur.

B-KAN HÜCRELERİ

Kan hücreleri alyuvar, akyuvar, kan pulcukları olmak üzere üç çeşittir.

Alyuvarlar (Eritrositler)

Kanda en çok bulunan hücrelerdir. 1mm (küp) kanda dişilerde 4 milyon erkeklerde 5 milyon kadar alyuvar bulunur. Alyuvarlar yapısında bulunan hemoglobin özel bir proteindir, kana kırmızı rengi verir ve solunum gazlarının taşınmasını sağlar.

Alyuvarlar sayısı cinsiyete, yaşa ve deniz seviyesinden yüksekliğe göre değişir. Deniz seviyesinden yükseklere çıkıldıkça kanda alyuvar sayısı artar.

Alyuvarlar embriyonal dönemde ve anemi durumunda, dalak ve karaciğerde, gebeliğin 5. Ayından sonra ise kırmızı kemik iliğinden üretilir. Alyuvarlar ilk oluştuklarında çekirdekleri ve organelleri bulunur. Olgunlaştıklarında bu yapıları kaybolur. Bu sebeple pasif olarak taşınır. Alyuvarlar ortalama 120 gün olan ömürlerini tamamladıklarında karaciğer ve dalakta parçalanır.

Akyuvarlar( Lökositler)

1mm(küp) kanda yaklaşık 8 bin – 10 bin arasında bulunur. Kemik iliği ve lenf bezlerinde üretilen akyuvarların çekirdekleri ve organelleri bulunur. Yalancı ayaklar oluşturarak aktif yer değiştirebilir. Vücutta enfeksiyon olduğunda akyuvar sayısı artar.

Akyuvarlar granüllü ve granülsüz olmak üzere ikiye ayrılır.

Granüllü Akyuvarlar: Sitoplâzmalarında granül adı verilen tanecikler bulunur, çekirdekleri boğumludur. Kemik iliğinde üretilir. Nötrofil, eozinofil, bazofil olmak üzere üçe ayrılır.

Nötrofil, fagosizotla mikroorganizmaları yom eder. Eozinofil parazit enfeksiyonlarında ve alerjik reaksiyonlarda bağışıklık oluşturur. Bazofil. heparin ve histamin salgılar. Ortalama ömürleri 2-3 saattir.

Granülsüz Akyuvar: Sitoplâzmalarında tanecik bulunmaz, çekirdekleri büyük ve yuvarlaktır. Kemik iliğinde üretildikten sonra dalak, lenf düğümleri ve timüs gibi organlarda aktif hale gelir. Monosit ve lenfosit olarak ikiye ayrılır.

Monositler, fagositoz yeteneğindedir, dokular arasına geçerek makrofajlara dönüşür. Lenfositler, lenf düğümlerinde üretilir. T ve B lenfositleri olarak iki çeşit lenfosit vardır. Ömürleri birkaç gün ile 200 gün arasında değişir.

Kan Pulcukları (Trombositler)

Kemik iliğindeki büyük hücrelerin parçalanmasıyla oluşur, renksiz ve çekirdeksizdir. 1mm (küp) kanda 150 bin – 400 bin kadar bulunur. Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Yaklaşık bir hafta olan ömürlerini tamamladıklarında karaciğer ve dalakta parçalanır.

 

5. KAN GRUPLARI

İnsanlarda A, B, AB VE 0 olmak üzere dört farklı kan grubu bulunur. Kan grupları alyuvarların zarında bulunan glikoproteinlere( antijen) ve plazmadaki proteinlere (antikor) göre belirlenir. Alyuvar zarında A ve B olmak üzere iki çeşit antijen, plazmasında ise anti-A ve anti-B olmak üzere iki çeşit antikor bulunabilir.

Kan gruplarına göre antijen ve antikolar:

KAN GRUBU

Alyuvardaki Antijen
(Aglütinojen)

Plazmadaki Antikor
(Aglütinin)

A

A

Anti-B

B

B

Anti-A

AB

A,B

0

Anti-A ve Anti B

Kan nakillerine vericinin kanında alıcı için yabancı olan ve antikor var ise alıcının kan serumunda bulunan antikorlar, antijenlere tutunur ve kan hücrelerini birbirine yapıştırarak kümeleştirir (çökelme). Bu çökelme alıcının ölümüne yol açar.

Kan gruplarının belirlenmesinde Rh faktörü de etkilidir. Alyuvarlar üzerinde Rh antijeni taşıyan kana Rh(+), taşımayan kana Rh(-) denir. Rh- kanın plazmasında antikor hazır olarak bulunmaz, ancak Rh+ alyuvarla karşılaştığında Rh proteine karşı anti-Rh (anti-D) antikoru oluşturabilir.

KAN GRUBU

Rh Antijeni

Rh Antikoru (Anti-D)

Rh(+)

Var

Yok

Rh(-)

Yok

Var

6. KANIN PIHTILAŞMASI

Zedelenen damar çeperinde hasar küçükse damar büzülür ve trombositler tıkaç görevi görerek kan kaybını durdurur. Damarda yaralanma büyükse fibrin iplikçiklerinin de oluşması gerekir.

Kanın Pıhtılaşması

Kanın Pıhtılaşması

Pıhtılaşmada genetik faktörler de etkilidir. Genlerde sorun varsa pıhtılaşma faktörleri üretilemez, kan pıhtılaşmaz. Kalıtsal bir hastalık olan hemofili görülür.

7. KAN İLE VÜCUT HÜCRELERİ ARASINDAKİ MADDE ALIŞ VERİŞİ

Kan ile doku sıvısı arasında madde alışverişi kılcal damarlardaki ozmotik basınç ile kan basıncı arasındaki fark sayesinde gerçekleşir. Kan proteinleri (albümin, globülin, fibrinojen) kanın ozmotik basıncını oluşturur ve damar boyunca sabittir. Kan basıncı kılcal damarlarda, atardamar ucundan toplardamar ucuna doğru düşer.

Kılcal damarların atardamar ucunda kan basıncı ozmotik basınçtan büyük olduğunda su ve çözünmüş maddeler kılcal damarlardan doku sıvısına geçer. Kılcalların toplardamar ucunda ise kan basıncı ozmotik basınçtan düşüktür, su ve çözünmüş maddeler doku sıvısından kılcal kan damarlarına geçer.

Kılcal damar ile doku sıvısı arasında madde alış verişi

Kılcal damar ile doku sıvısı arasında madde alış verişi

8. LENF DOLAŞIMI

Kan plazmasında kontrollü olarak ve doku hücreleri arasına geçmesiyle doku sıvısı oluşur. Bu sıvının tamamı kılcal damarlara geri dönmez, hücreler arası boşluklar kalır. Bu sıvının kan dolaşımına katılması lenf dolaşımı ile sağlanır. Lenf sıvısı (akkan) içinde fibrinojen, hemoglobin ve alyuvar bulunmaz, renksizdir. Besin monomerleri, mineraller ve akyuvar bulunur.

Lenf dolaşımında, lenf düğümleri, lenf toplardamarları ve bir ucu kapalı lenf kılcalları bulunur, atardamar bulunmaz. Lenf toplardamarlarında tek yöne açılan kapakçıklara sahiptir. Lenf sıvısı hareketi kalbe doğru tek yönlüdür, kana göre hareketi yavaştır. Lenf sıvısının hareketi iskelet kaslarının kasılması, solunum sırasında göğüs kafesinde meydana gelen basınç farkı, tek yöne açılan kapakçıklar ve arkadan gelen sıvının öndeki sıvıyı itmesi ile sağlanır.

Lenf sıvısının görevleri şunlardır;

  • Doku sıvısının fazlasını kalbe taşır ve kan dolaşımına karışmasını sağlar.
  • Lenf düğümlerinde akyuvar üretir, bağışıklığa yardımcı olur, bakterileri yok eder.
  • İnce bağırsaktan emilen yağ asitleri, gliserol ve yağda çözünen vitaminleri kalbe taşıyarak dolaşıma katar.

Lenf sıvısı iki yolla kan dolaşımına katılır.

Lenf sıvısının kan dolaşımına katılması

C. VÜCUT SAVUNMASI

Patojen organizmaların insan vücudunda çoğalmasına enfeksiyon denir. Vücudun hastalık etkenine karşı gösterdiği dirence bağışıklık, bağışıklığın oluşmasında etkili olan organ ve yapılara ise bağışıklıksistemi denir.

1. Bağışıklık Sistemi

Vücudumuzda hastalık etkenlerinden korunmak için çeşitli savunma hatları bulunur.

Savunmanın birinci hattı, özgül değildir. Hastalık etkeninin vücuda girişini engeller. Ağız, burun, göz, mide, epitelyum doku ve bunların salgıları birinci hattı oluşturur.

Savunmanın ikinci hattı da özgül değildir. Burada fagositoz, doğal katil hücreler i iltihaplanma (yangısal tepki) ve antimikrobiyal proteinler etkilidir.

Fagositik hücreleri monositler, eozinofiller ve büyük çoğunluğunu nötrofiller oluşturur.

Doğal katil hücreler salgıladıkları lizozim enzimleri ile virüs bulaşmış ya da kanserleşmiş hücrelere yapışarak yok eder.

Çeşitli etkenlerle olmuş dokuda iltihaplanma görülür. İltihaplı yerde kızartı ve ödem oluşur. Yalı dokudan salınan çeşitli maddeler ve bakteriler nötrofil ve makrofaj gibi fagositoz yapan hücreleri uyararak yaralı dokuya geçmesini sağlar ve bakteriler yok edilir.

Hücreler virüslerden korunmak için interferon adı verilen antimikrobiyal proteinler sağlar. İnterferonlar komşu hücrelerde geçerek bu hücrelerde virüslerin çoğalmasını engelleyen kimyasal maddeler üretilmesini sağlar. Ayrıca interferonlar fagositik hücreleri uyararak mikropların yok edilmesini sağlar.

Enfeksiyon durumunda vücutta ateşin yükselmesi de mikroorganizmaların üremesini durdurur.

Savunmanın üçüncü hattı özgüldür, antikor ve lenfositler görev alır.

2. Özgül Bağışıklık

Bağışıklık sisteminin özgüllüğünün ve çeşitliliğini lenfositler sağlar. Lenfositler mikroorganizmaları

Yabancı gördüğü hücre ve dokuları yok eder. Lenfositler için yabancı maddeler (antijenler) vücuda girdiğinde antikor oluşumu görülür. Vücutta genetik olarak antijeni tanıma özelliğine sahip B lenfositleri ve T lenfositleri bulunur. Lenfositler kemik iliğindeki kök hücrelerin farklılaşması ile oluşur. B lenfositler fetüs döneminde karaciğerde, doğumdan sonra kemik iliğinde olgunlaşır.

Antijen vücuda girdiğinde lenfositler çoğalmaya başlar. Lenfositlerin bir kısmı antijenle savaşırken, bir kısmı da antijeni tanıyan hafıza (bellek) hücrelerine dönüşür. Bu olaya birincil bağışıklık denir.

Aynı antijenle ikinci kez karşılaşıldığında hafıza hücreleri antijeni tanıdığı için tepki daha güçlü ve kısa sürede gerçekleşir. Buna da ikincil bağışıklık denir.

B hücreleri humoral bağışıklık yanıtını oluştururken t hücreleri hücresel bağışıklığı oluşturur. Humoral (sıvısal) bağışıklık, enfeksiyonlara karşı üretilip kanla vücuda dağıtılan antikorlarla sağlanır. B lenfositleri tarafından üretilen antikorlar yara veya enfeksiyon bölgelerine giderek antijenleri etkisiz hale getirir.

Hücresel bağışıklık, bakteri, virüs ve mantarların yaptığı enfeksiyonlara ve antijenlere karşı özel hücreler oluşturulması şeklindeki bağışıklıktır. T lenfosit hücreleri görevlidir, antijenleri tespit edip, direkt fagositozla yok etmeye çalışır.

3. Bağışıklık Kazanılması

a. Kalıtsal (Doğal) Bağışıklık

Canlının doğuştan getirdiği ve onu hastalık etkenlerine karşı koruyan hormonlar, doku ve salgılardaki özel koruyucu maddelerle sağlanan bağışıklıktır. Genetik yapıda mevcuttur ve türe özgüdür.

b. Kazanılmış Bağışıklık

Doğumda olmayan, daha sonraki zamanlarda spesifik antijenlere karşı kazanılmış bağışıklık tipidir.

Aktif ve pasif olarak iki şekilde ortaya çıkar.

Aktif Bağışıklık: Organizmanın bizzat kendisinin sağladığı bağışıklıktır. Hastalık etkeni mikroorganizma veya mikroorganizmanın toksinlerine karşı vücudun lenfositleri ile yapılan savunmadır. İki şekilde oluşur:

  • Bireye hastalık antijeninin bulaşması ile antikor üretiminde birinci tepkime gerçekleşir. Hastalığı geçirerek vücut bağışıklı kazanır.
  • Bireye aşı yapılarak bağışıklık kazandırılabilir. Aşı, öldürülmüş veya kısırlaştırılmış hastalık etkenidir. Aşı vücuda yapıldığında vücutta birinci tepkime gerçekleşir. Aşı hastalığa yakalanmadan önce yapılır, koruyucudur.

Aktif bağışıklılıkta kişi aynı hastalıklı ikinci kez karşılaştığında hafıza hücreleri antikorların hızla üretilmesini sağlar.

Pasif Bağışıklık: Hasta bireye başka bir canlının vücudunda üretilen antikorların verilmesiyle pasif bağışıklık sağlanır. Hazır antikorlar bireye serumla verilir. Serum hazırlanırken, ad, tavşan, sığır gibi hayvanlara hastalık etkeni uygulanır. Böylece o hayvanın kanında aktivene karşı antikor üretilmesi sağlanır. Daha sonra hayvanda alınan kanın hücreleri ve diğer proteinleri ayrıştırılarak serum elde edilir. Serum içinde ilgili antikor, su, minareller ve bazı monomer organik besinler bulunur. Serum uygulanır, tedavi edicidir. Etki süresi kısadır.

4. Kan uyuşmazlığı

Kan uyuşmazlığı anne adayının kanının HR (-) fetüs kanının ise HR (+) olduğu durumda ortaya çıkar. Fetüs kanında Rh antijenleri bulunur, antijenler plasenta aracılığı ile anneye geçerse anne kanında antikor oluşur. Oluşan antikorlar plasenta üzerinden fetüse geçer ve fetüsün alyuvarlarını parçalar. Doğum sırasında bebeğin alyuvarlarının parçalanması ile bilurubin oluşur, sarılık ortaya çıkar. Tedavi edilmezse ölüm ya da sakatlık görülebilir. İlk gebelikte kan uyuşmazlığı görülmez, daha sonraki gebeliklerde ortaya çıkar.

5. Alerjilerde Bağışıklık Sisteminin Rolü

Alerji, organizmada enfeksiyon etkisinin yayılmasına karşı koyar ve bağışıklılığa benzer bir dirençtir. Alerjide görülen belirtiler, antijen ile antikorun vücut içerisinde çalışmasından kaynaklanır. Alerjik reaksiyona yol açan antijenlere alerjen denir. Alerjenler birbirinden farklı yollarla vücuda alınabilir.

6. Virüsler ve Bağışıklık Sistemi

Virüsler, bir protein kılıf ve DNA ya da RNA dan dan oluşan bir genomu olan özel hayat formlarıdır. Virüslerde hücresel yapı bulunmaz. Virüsler herhangi bir hücreden bağımsız olarak yaşamazlar ancak canlı hücrelerin içinde çoğalır. Cansız ortamlarda ise virüsler kristalleşir. Bu nedenle zorunlu parazittirler. Virüsler konak hücrenin metabolizmasını kullanarak kendilerini kopyalar ve bu kopyalanma sırasında mutasyon geçirebilir. Virüslerin her bir türünün ürediği özel canlılar ve dokular vardır. Her virüs tüm canlılarda hastalığa sebep olmaz. Hepatit virüsü karaciğerlerde, kuduz virüsü beyin ve omurilikte, AIBS virüsü akyuvarlarda, sivil virüsü deride çoğalır.

Virüsler antibiyotiklerden etkilenmez, ancak fiziksel ve kimyasal faktörlerden etkilenir. Virüslere karşı vücutta üretilen bağışıklık maddesine interferon denir. Ayrıca hastalık etkeni olan virüse karşı aşı olmakta bağışıklık kazanmada etkilidir.

Bakterileri enfekte eden virüslere bakteriyofaj denir.

Bir bakteriyofajın üremesi sırasında görülen olaylar şöyledir:

1. Virüs kuyruk kısmından konakçı bakteri hücre duvarını eriterek genomu bakteri içine geçer.

2. Bakterinin yönetimini ele geçirerek, bakteri genomunu parçalar ve virüs genomunu bakteri genomuna ekler.

3. Konak hücre de yeni virüs genomunu bakteri genomuna ekler.

4. Genomlar protein kılıf içine girer. Yeni virüsler oluşur.

5. Konak hücre parçalanır, yeni virüsler serbest kalır.

bakteriyofajın hayat devresi

Bakteriyofajın hayat devresi

Hayvan Biyolojisi ve İnsanda Sistemler

Diğer bağlantılar Biyoloji
Kategoriler : Lise Biyoloji Konu Anlatımları

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kullanıcı Adınız ya da Facebook ile Giriş Yapmak İçin Tıklayınız..